ANKARA (EKONOMİ)
CHP Grup Başkanı Faik Öztrak Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasına yönelik önergeyi Meclise sunduklarını belirterek, “Kimse unvanına, makamına, Saray’daki bağlantılarına güvenmesin, finansal cinayetin siyasi hesabı,Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, hukuki hesabı ise bağımsız yargı önünde, mutlaka sorulacaktır” dedi.
TBMM’de basın toplantısı düzenleyen Öztrak, geçtiğimiz hafta tarihin en büyük skandallarından birinin yaşandığını belirterek, “Herkesin adım adım yaklaştığını gördüğü bir “finansal cinayet”, yetki ve sorumluluk sahibi olanların seyredip önlemediği, bir ‘ Kırmızı Pazartesi’ yaşandı” dedi. Bütün müdahalelere rağmen, yaşanan güven kaybının Türkiye sınırlarını aştığına dikkat çeken Öztrak, “Dünyanın önde gelen endeks sağlayıcılarından MSCI, Kasım ayında yapacağı incelemesine kadar, Türkiye piyasasında, “Yeterli, somut ve güvenilir bir ilerleme” görülmezse, Türkiye’ye ve Türkiye’de işlem gören menkul kıymetlere yönelik, bir değerlendirme süreci başlatabileceğini açıkladı. Yani birkaç fon ve birkaç şirket etrafında kurulan bu düzen, Şimdi Türkiye’nin bütün sermaye piyasalarının itibarını tehdit ediyor. Açık konuşalım, bunun sonuçları çok ağır olabilir” dedi.
“Bu finansal cinayetin, siyasi ve bürokratik sorumluları kimlerdir?” sorusunu yönelten Öztrak, “ Bu soruşturma, birkaç fon yöneticisinin, birkaç şirket sahibinin, birkaç piyasa oyuncusunun üzerine yıkılarak kapatılamaz. Çünkü 20 milyar doları aşan fon varlığını kapsayan, böylesine büyük bir saadet zinciri, düzenleyici ve denetleyici kurumların gözleri önünde, yıllarca kendiliğinden büyüyemez. İşte bu yüzden diyoruz ki; bu düzeni kuranlar kadar, görüp de müdahale etmeyenler, görevini yapmayanlar ve varsa bu kişileri koruyan siyaset erbabı da, mutlaka ortaya çıkarılmalıdır” dedi.
Saadet zincirine ilişkin basında ciddi iddiaların yer aldığını ifade eden Öztrak, şöyle devam etti:
“Tasfiyeye alınan fonlardan birinin, henüz yatırımcıya açılmadan önce, yalnızca 12 kişinin elinde bulunduğu, bu 12 kişinin suni işlemlerle fonu şişirdiği, ardından da bu fonun yatırımcılara açıldığı, bu 12 kişinin çoğunun da, iktidara yakın isimlerden oluştuğu iddia ediliyor. Bu 12 kişi kimdir? Bunlar kimlerle bağlantılıdır? Yine, fonları tasfiyeye alınan, yedi portföy yönetim şirketinin mevcut ve geçmiş yönetim kadrolarına baktığınızda da, karşınıza adeta bir “Cumhurbaşkanlığı Külliye Karması” çıkıyor. Aralarında, Cumhurbaşkanlığı istişare kurullarında görev yapmış olanlar, Cumhurbaşkanı danışmanlığı yapmış olanlar, Türkiye’yi OECD nezdinde büyükelçi olarak temsil etmiş olanlar, bakan yardımcılarının en yakınları var. Elbette bu görevlerde bulunmak ya da bu kişilerin bir şirkette yöneticilik yapması, tek başına suç olamaz. Ancak bu tablo, çok önemli soruları sormamızı da zorunlu kılıyor: Bu şirketlerin siyasi ve bürokratik bağlantıları, düzenleyici denetleyici kurumların zamanında harekete geçmesini engelledi mi? Birileri bu şirketlere dokunulmazlık mı verdi? Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, 2025 Kasım ayında, “Bazı fonlar üzerinden, manipülasyon yapıldığını bildiklerini” söylemesine rağmen on ay boyunca ne beklendi? Saray’daki bazı odaklar mı, yoksa bürokratik oligarşi mi elinizi tuttu?
Borsa İstanbul yönetimi, Sermaye Piyasası Kurulu, bu finansal cinayeti engellemek yerine, neden seyretti? Buradan açıkça çağrı yapıyoruz: Soruşturma yalnızca, fon yöneticileriyle, şirket sahipleriyle ve piyasa oyuncularıyla sınırlandırılmamalıdır. Manipülatif işlemlerin yapıldığı dönemde, Sermaye Piyasası Kurulu’nda, Borsa İstanbul yönetiminde ve ilgili denetim birimlerinde görev yapan, eski ve yeni bütün yöneticilerin sorumluluğu da araştırılmalıdır. Bu kişilerin, önlerine hangi inceleme ve denetim raporları geldi? Bunlar hangi uyarıları aldılar? Bu uyarılar üzerine hangi işlemleri yaptılar? Yapmaları gerekeni yapmadılarsa, neden yapmadılar? Eğer bu kişilerin, görevlerini yapmadıkları tespit edilirse, yalnızca koltuklarından alınmakla kalmamalı, yargı önünde de hesap vermelidirler.
Ancak burada, çok daha büyük bir sorunla karşı karşıyayız. Görevini ihmal ettiği iddia edilenleri kim soruşturacak? Soruşturmanın bağımsızlığını kim güvence altına alacak? Çünkü soruşturmayı yürütecek makamlar ile soruşturulması gereken kurum ve kişiler arasında, ciddi bağlar ve çıkar çatışması şüpheleri bulunuyor. Adalet Bakanı’nın en yakınlarından biri, Sermaye Piyasası Kurulu’nun Yönetim Kurulu Üyesi. Tasfiye sürecini yürüten kurumlardan birinin yönetiminde görev yapan bir isim, aynı zamanda Borsa İstanbul yönetiminde de yer alıyor. Yani denetleyen, soruşturan, tasfiyeyi yürüten ve denetlenmesi gereken yapılar arasında iç içe geçmiş ilişkiler var. Biz hiç kimseye peşinen suç isnat etmiyoruz. Ancak böylesine büyük bir finansal skandalda, soruşturmanın yalnızca tarafsız olması yetmez; tarafsızlığından hiçbir şekilde kuşku duyulmaması da gerekir.
Bu nedenle, Türkiye Büyük Millet Meclisi derhâl duruma el koymalıdır. Bütün siyasi partilerin temsil edildiği Bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmalıdır.”
Türkiye’nin önümüzdeki 12 ayda, 248 milyar dolarlık dış borç ödemesi olduğunu, buna OVP’de gelecek yıl için öngörülen 39 milyar dolarlık cari açığı da ekleyince, 287 milyar dolarlık brüt dış finansman ihtiyacı bulunduğunu belirten Öztrak, “Üstelik tam da böyle bir dönemde, Türkiye’ye gelen doğrudan yatırımlar ile Türkiye’den çıkan doğrudan yatırımların neti,2000 yılından sonra ilk kez negatife dönmüş durumda. Yani dış finansmanın vadesi ve kalitesi, zaten ciddi biçimde kırılganlaşmışken, bir de bu skandal nedeniyle, portföy yatırımları kanalı daralırsa, Türkiye bu 287 milyar dolarlık finansman ihtiyacını nasıl karşılayacak?” diye sordu.
“Karşınıza adeta bir “Cumhurbaşkanlığı Külliye Karması” çıkıyor”
“Eski yeni tüm yöneticilerin sorumluluğu araştırılmalı”
“Soruşturmanın bağımsızlığını kim güvence altına alacak?”
“Türkiye bu 287 milyar dolarlık finansman ihtiyacını nasıl karşılayacak? “