Ekonominin 3 yıllık yol haritası belli oluyor! Cevdet Yılmaz 2027-2029 OVP'yi açıklıyor

2026 YIL SONU ENFLASYON TAHMİNİ YÜZDE 28,4 Yıllıklandırılmış ihracatımız, ticaret ortaklarımızdaki belirgin yavaşlamaya ve zorlu dış talep koşullarına rağmen Ağustos ayı itibarıyla 280 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır. İhracatımız nitelik olarak...

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Ekonominin 3 yıllık yol haritası belli oluyor! Cevdet Yılmaz 2027-2029 OVP'yi açıklıyor - 5

2026 YIL SONU ENFLASYON TAHMİNİ YÜZDE 28,4

Yıllıklandırılmış ihracatımız, ticaret ortaklarımızdaki belirgin yavaşlamaya ve zorlu dış talep koşullarına rağmen Ağustos ayı itibarıyla 280 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır. İhracatımız nitelik olarak da güçlenmiş ve 2024 Ağustos’unda yüzde 40 seviyesinde olan orta ve yüksek teknolojili ürünlerin toplam ihracatımız içindeki payı, 2026 Ağustos ayı itibarıyla yüzde 44,1’e ulaşmıştır. Böylece bir taraftan ihracatımızı artırıyor, bir taraftan da ihracatımızın yüksek teknoloji ve yüksek katma değere dayalı yapısını güçlendiriyoruz. İhracatımızdaki güçlü performansa rağmen enerji ve emtia fiyatlarındaki yükseliş, dış dengemiz üzerinde geçici bir baskı oluşturmuştur. Cari işlemler açığının millî gelire oranı 2024 yılı Haziran ayında yüzde 1,8, 2025 yılı Haziran ayında ise yüzde 1,6 seviyesinde gerçekleşmiştir. 2026 yılında bu oran yüzde 2,3’e yükselmiştir. Bu yükselişe baktığımızda, 0,7 puanlık farkın savaş nedeniyle geldiğini hesaplamaktayız. Dolayısıyla bunu çıkardığınız zaman aslında yapısal bir bozulma olmadığını çok rahat bir şekilde görüyoruz. Ayrıca mevcut seviyenin 2000-2025 dönemi uzun dönem ortalaması olan yüzde 3,2’nin de belirgin bir şekilde altında kaldığını ve yönetilebilir seviyelerde olduğunu da vurgulamak isterim. Dolayısıyla dış dengede daha dayanıklı bir yapı söz konusudur. Programımızın temel önceliği olan enflasyonla mücadelede önemli mesafe kat ettik. 2024 yılı Mayıs ayında yüzde 75,5 seviyesine yükselen enflasyon, uyguladığımız politikalarla belirgin bir düşüş eğilimine girmiştir. Bu güçlü düşüş eğilimi, savaş koşullarının oluşturduğu arz yönlü baskılar nedeniyle geçici olarak yataylaşmıştır. Enflasyon, 2026 Ağustos itibarıyla yüzde 31,5 seviyesinde gerçekleşmiştir. 2026 yılı son çeyreğinde enflasyon oranının yeniden düşüş göstereceğini ve yıl sonunda yüzde 28,4 seviyelerinde olmasını bekliyoruz.

TÜFE sepetinin yüzde 34,5’ini oluşturan gıda, akaryakıt, doğal gaz ve ulaştırma hizmetlerinden oluşturduğumuz endekste savaş kaynaklı belirgin bir yükseliş görmekteyiz. Buna karşılık savaştan doğrudan etkilenen bu kalemleri dışarıda bıraktığımızda, enflasyonun ana eğilimindeki aşağı yönlü seyrin devam ettiğini görüyoruz. Dolayısıyla mevcut veriler bize, son dönemde manşet enflasyondaki düşüşün yavaşlamasında programın temel dinamiklerinden ziyade savaşın doğrudan etkilediği ve TÜFE sepetinde önemli bir ağırlığa sahip olan kalemlerden gelen ilave fiyat baskılarının etkili olduğunu göstermektedir. Nitekim Merkez Bankamıza göre savaşın enflasyon üzerindeki maliyeti, enflasyon artışına etkisi bakımından 7 puana yakın hesaplanmaktadır. Arz şoklarının etkisinin zayıflaması ile birlikte uyguladığımız sıkı ve koordineli politika çerçevesinin desteğiyle enflasyondaki düşüş eğiliminin yeniden belirginleşmesini bekliyoruz. Geçtiğimiz OVP’de 2025 yılı için bütçe açığının millî gelire oranı yüzde 0,8 seviyesinde öngörülmüş, deprem harcamalarına rağmen 2025 yıl sonunda yüzde 2,9 oranında gerçekleşmiştir. Bu gelişmede deprem kaynaklı harcamalar sürerken diğer harcamalar üzerinde alınan ilave tedbirler etkili olmuştur.

“TASARRUF GENELGESİ İLE HARCAMA DİSİPLİNİNİ GÜÇLENDİRDİK”

Tasarruf genelgesi ile harcama disiplinini güçlendirdik. Tasarruf Tedbirleri Bilgi Sistemimiz ile 260 kamu idaresini yakından takip ediyoruz. Tedbirlerin uygulanmasına yönelik denetimler de aralıksız sürdürülüyor. Bugüne kadar 2 bin 16 harcama biriminde denetim gerçekleştirildi. Denetim raporları Cumhurbaşkanlığı ve ilgili idarelerle paylaşıldı. Genelge kapsamındaki harcamaların bütçe içindeki payı, uzun dönem ortalaması olan yüzde 4,6’dan 2024 yılında yüzde 3,1’e, 2025 yılında ise yüzde 2,9 seviyesine geriledi. Bu yöndeki kararlılığımızı önümüzdeki dönemde de elbette sürdüreceğiz.

2026’DA DÜNYADA 16. BÜYÜK EKONOMİ OLACAĞIZ

Bildiğiniz üzere 2002 yılında 238 milyar dolar olan ekonomik büyüklüğümüz ve 3 bin 600 dolar civarında kişi başına gelirimiz vardı. 2026 yılı sonunda millî gelirimizin Cumhuriyet tarihimizde ilk kez 1,8 trilyon doları aşmasını, kişi başına milli gelirimizin de yine ilk kez 20 bin doları geçmesini bekliyoruz. Türkiye’nin 2026 yılında da yüksek gelirli ülkeler grubu eşiğinin üzerinde olacağını tahmin ediyoruz. Bu rakamlarla 2026 yılında dünyada nominal olarak 16. büyük ekonomi, satın alma gücü paritesine göre ise 11. büyük ekonomi olacağız.

ÜLKEMİZİN CAZİBESİ ARTACAK

Bu tabloyu yalnızca rakamsal bir büyüme olarak değerlendirmiyoruz. Ülkemizin üretim kapasitesinin, girişimcilik gücünün ve ekonomik potansiyelinin ulaştığı seviyenin önemli bir göstergesi olarak görüyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın güçlü liderliği ile ortaya koyduğu vizyonla programımızı 2023 yılından bu yana kararlılıkla ve bütüncül bir anlayışla sürdürüyoruz. Bu süreçte kırılganlıkları azaltırken makroekonomik istikrarın sürdürülmesi ve büyümenin dengeli kompozisyonunun sağlanması, enflasyondaki belirgin gerileme, dış dengenin güçlendirilmesi, rezervlerin artırılması ve finansal dayanıklılığın güçlendirilmesi alanlarında önemli mesafeler kaydettik. Önümüzdeki dönemde temel hedefimiz, fiyat istikrarını kalıcı hâle getirerek enflasyonu tek haneli seviyelere indirmek ve mali disiplinimizi güçlü bir şekilde muhafaza etmektir. Büyümenin toplumun tüm kesimlerine daha güçlü şekilde yansıması amacıyla istihdamı artıracak, atıl iş gücünü azaltacağız. Enerji başta olmak üzere kritik girdilerde arz güvenliğimizi güçlendirecek ve arz şoklarının ekonomi üzerindeki etkilerini en aza indirecek politikaları hayata geçireceğiz. Programda öngördüğümüz yapısal reformlarla verimliliği ve rekabet gücümüzü yükselteceğiz. İstikrarsızlığın ve belirsizliğin arttığı bir küresel ortamda siyasi istikrar ve öngörülebilir politikalar ile oluşturulan bu çerçeve, karşımıza çıkacak fırsatları değerlendirmemize ve ülkemizin cazibesini artırmamıza katkı sunacaktır.

Bu bağlamda Türkiye Yüzyılı Yatırım için Güçlü Merkez Programı ile vergi mimarisinde küresel ölçekte çok önemli düzenlemeleri hayata geçirdik. Yaptığımız düzenlemeler ile uluslararası doğrudan yatırımları artırmayı, rekabetçi bir transit ticaret merkezi oluşturmayı, küresel yeteneklerin, girişimcilerin, teknoloji şirketlerinin ve çok uluslu firmaların merkez operasyonlarını ülkemize çekmeyi amaçladık. Ayrıca vergiye uyumu güçlendirmek için yurt dışında bulunan varlıkların Türkiye’ye getirilerek millî ekonomiye kazandırılmasını teşvik edici düzenlemeler yaptık.

YILLARA GÖRE BÜYÜME RAKAMLARI

Değerli basın mensupları, şimdi de elde ettiğimiz kazanımların üzerine inşa ettiğimiz 2027-2029 Orta Vadeli Programımızın makroekonomik hedeflerine geçmek istiyorum. 2026 yılında yüzde 3,3 olarak gerçekleşmesini beklediğimiz büyümenin kademeli olarak güçlenerek 2027 yılında yüzde 4,2’ye, 2028 yılında yüzde 4,6’ya, 2029 yılında ise yüzde 5’e ulaşmasını öngörüyoruz. Yeni program döneminde makroekonomik istikrarla uyumlu, üretim kapasitesi ve verimliliği artıran, enflasyonist baskı oluşturmayan sürdürülebilir bir büyüme anlayışı içindeyiz. Bunun için büyümenin niteliğini de dönüştürüyoruz. Tarımda teknoloji ve verimlilik artışını, sanayide üretim kapasitesi ile teknoloji yoğunluğunun yükseltilmesini, hizmetlerde ise bilgi ve teknolojiye dayalı yüksek katma değerli faaliyetlerin daha fazla ön plana çıkmasını sağlayacağız. Beşerî sermayemizi güçlendirirken, kamu yatırımlarının özel sektör yatırımları açısından ön açıcı ve tamamlayıcı olmasına özen göstereceğiz. Bu yaklaşımın merkezinde verimlilik yer alıyor. Kaynaklarımızı daha etkin kullanan, teknolojiyi üretim süreçlerine güçlü bir şekilde dahil eden ve toplam faktör verimliliğini kalıcı olarak artıran bir ekonomik yapı oluşturmayı hedefliyoruz. Nitekim program döneminde her yıl ortalama toplam faktör verimliliğinin 1,1 puanlık bir büyüme desteği getirmesini bekliyoruz.

Öncelik verdiğimiz bir diğer temel alan ise istihdamdır. 2026 yılında yüzde 8,1 seviyesinde gerçekleşmesini beklediğimiz işsizlik oranını 2027’de yüzde 8’e, 2028’de yüzde 7,8’e, 2029’da ise yüzde 7,6’ya düşürmeyi hedefliyoruz. Program döneminde ekonomimize yaklaşık 2,1 milyon ilave istihdam kazandırarak iş gücü piyasasına daha fazla bireyin katılımını sağlamayı ve toplumsal refahı artırmayı hedefliyoruz. Sürdürülebilir büyüme hedefimizle birlikte programımızın önceliği, dezenflasyon sürecini kararlılıkla sürdürerek fiyat istikrarını kalıcı bir şekilde tesis etmektir.

Ekonominin 3 yıllık yol haritası belli oluyor! Cevdet Yılmaz 2027-2029 OVP'yi açıklıyor - 6

3 YILLIK ENFLASYON TAHMİNİ

2026’da yüzde 28,4 olarak gerçekleşmesini öngördüğümüz enflasyonun 2027 yılında yüzde 21’e, 2028 yılında yüzde 13,5’e, 2029 yılında ise yüzde 9’a gerileyerek program dönemi sonunda yeniden tek haneli seviyelere inmesini hedefliyoruz. Dış dengede küresel ticarette artan yeni nesil korumacılık eğilimlerine, jeopolitik gerilimlere ve ticaret politikalarındaki belirsizliklere rağmen cari işlemler açığını sürdürülebilir seviyelerde tuttuk.

Program döneminde ise bölgemizdeki savaşın etkisinin azalmasıyla birlikte cari işlemler açığının yeniden kademeli olarak gerilemesini, 2027 yılında yüzde 1,9’a, 2028 yılında yüzde 1,8’e, 2029 yılında ise yüzde 1,6’ya düşmesini öngörüyoruz. Programda bütçe açığının kademeli bir şekilde düşürülmesini hedefliyoruz. Geçtiğimiz yıl 2026 için yüzde 3,5 olarak öngördüğümüz bütçe açığının millî gelire oranının, aldığımız tedbirlerle bu yıl yüzde 3,1 olarak gerçekleşmesini bekliyoruz. Kalan deprem harcamaları 2027 bütçesine de yansıyacak olmasına rağmen benzer bir yaklaşımla önümüzdeki yıl da hedeflenenden daha iyi bir bütçe açığı için gerekli çabayı göstereceğiz. Geçen yıl yüzde 3,5 demiştik. Gerçekleşmemizin bu yıl yüzde 3,1 olmasını bekliyoruz.

Gördüğünüz gibi bazı hedeflerde de olumlu yönde sapmalar yaşıyoruz. Gelecek yıl yine yüzde 3,5 diyoruz. Ama burada da daha iyi performans göstermek için tüm gayretimizi ortaya koyacağız. Afet sonrası dönemde devam eden ihtiyaçlar süratle karşılanmaktayken savunma, personel giderleri ve sosyal güvenlik harcamalarındaki artışa rağmen alacağımız ilave tedbirlerin etkisiyle mali disiplindeki duruşumuzu sürdürmeyi öngörüyoruz.

2027’de yüzde 3,5 olarak öngördüğümüz bütçe açığımızın millî gelire oranını program dönemi sonunda yüzde 3’ün altına, yüzde 2,8’e düşürmeyi hedefliyoruz. 2023-2026 yılları arasında depremin yol açtığı kayıp ve zararın telafi edilmesi için afet etkilerinin azaltılmasına yönelik, 2026 yılı fiyatlarıyla toplam 5,4 trilyon TL, yani 104 milyar dolar tutarında harcama yapılmış olacağı tahmin edilmektedir. Bu yıl sonu itibarıyla bu yılın fiyatlarıyla 5,4 trilyon TL harcama yapılmış olacak. Bu da 104 milyar dolarlık ekstra bir harcamaya tekabül ediyor. Burada ifade edilen tutar, büyük ölçüde yeniden inşa edilen konut ve iş yerleriyle yenilenen kamu altyapısı için yapılan harcamalardan oluşmaktadır. 2027 sonunda bu rakamın 116 milyar doları aşacağı tahmin edilmektedir.

Yıkılan konut ve iş yerlerinin yerine aynıları yapılmamış, daha güvenli, daha dayanıklı ve daha nitelikli yaşam alanları inşa edilmiştir. Aynı şekilde sağlık, eğitim gibi kamu altyapıları da daha modern standartlarla yeniden kurulmuştur. Yıkılan konut ve iş yerlerine ilişkin olarak hak sahipleri için toplam 455 bin bağımsız bölümün inşası tamamlanmış olup bölgede ilave sosyal konut inşası devam etmektedir. Depremle ilgili kalan ihtiyaçların karşılanması için 2027’de de kaynak ayırıyoruz.

Yalnız şunu ifade etmem lazım. Son dört yıllık ortalamaya baktığınız zaman 25-26 milyar dolar her yıl depreme harcama yapmışız. Gelecek yıl ise bunun 10 milyar dolar civarına düşeceği görülüyor. Yani giderek azalmakla birlikte gelecek yıl da depreme belli bir harcama yapacağız. Afete ilişkin harcamaların yanı sıra özellikle personel giderleri ve sosyal güvenlik harcamalarında yaşanan artışın etkisiyle son yıllarda bir miktar yükselmiş olmakla birlikte AB tanımlı genel yönetim borç stokunun millî gelire oranı tarihî düşük seviyelerdedir.

“İŞSİZLİK ORANININ YÜZDE 8’İN ALTINA GERİLEMESİNİ ÖNGÖRÜYORUZ”

Uluslararası kıyaslanabilir verilere göre, kamu borcunun millî gelire oranı ülkemizde yüzde 20’ler seviyesindeyken, bu oranın gelişmekte olan ülkelerde yüzde 70’ler, gelişmiş ülkelerde ise yüzde 100’lerin üstünde olduğunun altını çizmek isterim. Küresel belirsizliklerin ve zorlukların devam ettiği bir ortamda ülkemizin geleceği adına en güçlü dayanaklarımızdan birinin, kamunun düşük borçluluk stokuna sahip olması olduğunu ifade edebilirim. Programımızın kararlılıkla uygulanmasıyla dönem sonunda daha fazla istihdam üreten, ekonomik ölçeğini büyüten ve oluşturduğu refahı toplumun geneline daha güçlü biçimde yansıtan bir Türkiye hedefliyoruz. Bu dönemde 2,1 milyon ilave istihdam oluşturulmasını ve işsizlik oranının yüzde 8’in altına gerilemesini öngörüyoruz. Üretim kapasitemizi, verimliliğimizi ve rekabet gücümüzü artırmaya yönelik politikalarımızla ekonomik ölçeğimizi büyüteceğiz.

Ekonominin 3 yıllık yol haritası belli oluyor! Cevdet Yılmaz 2027-2029 OVP'yi açıklıyor
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Ekonomi Haber Al ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Sohbet Et

KAI ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka asistanı

Yapay zeka yanlış bilgi üretebilir