Fon krizinde ilk yatırımcı ödemeleri başladı.
Ancak şirketlerin finansmana erişiminin zorlaşabileceği, halka arzların gecikebileceği ve yatırımcı güveninin zedelenebileceği uyarıları yapılıyor.
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), 17 Eylül’de yedi portföy yönetim şirketine ait 131 fonu tasfiyeye alırken 170 fonu da alım satıma kapattı. Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) verilerine göre tasfiye kapsamındaki fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyordu.
Ekonomistlere göre şirketlerin borçlanma koşulları, yabancı sermaye hareketleri ve tasfiye sürecinin işleyişi, krizin ekonomik maliyetini belirleyebilir.
Şirketler banka kredilerinin yanı sıra tahvil ve finansman bonosu çıkararak da borçlanıyor. Para piyasası fonları bu borçlanma araçlarına yatırım yapabiliyor. Fonlardan yoğun para çıkışı, şirketlerin çıkardığı tahvil ve bonolara yönelik talebi azaltarak borçlanmalarını zorlaştırabilir.
Finans uzmanı Prof. Dr. Evren Bolgün, DW Türkçe’den Pelin Ünker’e yaptığı değerlendirmede para piyasası fonlarından bir ayda 600 milyar lira çıkış yaşandığını belirtiyor.
Bolgün’e göre bu çıkış, şirketlerin vadesi gelen borçlarını ödemek için yeniden borçlanmasını zorlaştırabilir. Şirketler daha yüksek maliyetlerle karşılaşabilir ya da yeterli kaynak bulamayabilir.
Bolgün, şirketlerin borçlarını geri ödeyememe riskinin iyi yönetilmesi gerektiğini vurguluyor. Ancak fon çıkışlarının şirketlerin borçlanma maliyetlerine ne ölçüde yansıdığı henüz netleşmiş değil.
Fon krizinin etkileyebileceği bir diğer alan halka arzlar. Şirketler hisselerini yatırımcılara satarak sermaye elde edebiliyor. Piyasalardaki belirsizlik ve yatırımcı talebinin zayıflaması ise yeni halka arzları zorlaştırabiliyor.
Bolgün, kısa vadede halka arzların gecikebileceğini belirtiyor. Ancak halka arz kararlarında fon krizinin yanı sıra faizler ve genel piyasa koşulları da etkili.
Tasfiye sürecinin önemli sorularından biri, fonlardaki yatırımların ne kadar kolay satılabileceği. Çünkü yatırımcılara yapılacak nihai ödemeler, bu varlıkların nakde çevrilmesiyle de bağlantılı.
Gedik Yatırım’ın 5 Ekim tarihli analizine göre tasfiye kapsamındaki ve verilerine ulaşılabilen 129 fonun 30 Eylül itibarıyla toplam büyüklüğü 652,3 milyar lira. Ayrıntılı incelenen 48 fonda ise doğrudan yatırımlar ve repo işlemlerinde güvence olarak kullanılan varlıklar dahil yaklaşık 334 milyar liralık tutarın likidite riski taşıdığı hesaplanıyor.
Likiditesi sınırlı varlıkların hızla satılmaya çalışılması fiyatlar üzerinde baskı yaratabilir. Ancak hesaplanan tutar, yatırımcıların bu miktarda zarar edeceği anlamına gelmiyor.
Analize göre incelenen fonlarda kolay satılamayabilecek varlıkların oranı yüzde 58,6. Tera Portföy’e ait TP2, TLY ve THF fonları dışarıda bırakıldığında ise bu oran yüzde 23,2’ye geriliyor. Bu fark, likidite sorununun özellikle üç büyük fonda yoğunlaştığını gösteriyor.
Ekonomist Prof. Dr. Oğuz Oyan, DW Türkçe’ye yaptığı değerlendirmede etkilerin tasfiye edilen fonlarla sınırlı kalmadığını belirtiyor. BIST 100 ve bankacılık endekslerindeki gerilemeye dikkat çeken Oyan, krizin borsanın geneline yansıdığını savunuyor.
Bolgün ise doğrudan hisse senedi yatırımcıları, bireysel emeklilik sistemindeki hisse ve endeks fonlarının yatırımcıları ile diğer hisse senedi fonlarının katılma payı sahiplerini birlikte değerlendirerek yaklaşık 11 milyon yatırımcının doğrudan veya dolaylı etkilenebileceğini ifade ediyor.
Oyan, krizin yabancı yatırımcıların kararlarına yansımasının Türkiye’nin dış finansmana erişimini ve ekonomik büyümeyi etkileyebileceğini belirtiyor:
“Türkiye dış finansman olmadan ekonomisini yürütemeyen bir ülke. Yani gemi yol almak için dış kaynağa ihtiyaç duyuyor.”
Oyan’a göre yabancı sermaye çıkışlarının artması ve yeni girişlerin yavaşlaması, yatırımları ve büyümeyi olumsuz etkileyebilir. Ancak etkinin büyüklüğü henüz bilinmiyor.
Oyan, enflasyon üzerindeki etkilerin çift yönlü olabileceğini belirtiyor. Finansman maliyetlerindeki artış fiyatları yükseltebilirken bazı yatırımcıların harcama yapmak yerine mevduat, altın ve dövize yönelmesi tüketimi azaltabilir. Oyan’a göre bu durum enflasyonu aşağı çekici bir etki de yaratabilir.
Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan ise 6 Ekim’de TBMM’de yaptığı açıklamada, krizin finansal sistemin geneline yayılma riskinin sınırlı kaldığını belirtti. Karahan, piyasadaki nakit ihtiyacını karşılamak için ek önlemler alındığını aktardı.
SPK, 18 Eylül’deki açıklamasında bazı fonların yatırım yaptığı, fiili dolaşımı düşük olan hisselerde 2025’in son çeyreğinde olağandışı fiyat hareketleri gözlemlendiğini bildirdi. Konunun 2 Aralık 2025’te Finansal İstikrar Komitesi’nde görüşüldüğünü ve ardından yeni düzenlemeler yapıldığını açıkladı.
Oyan ise müdahalenin zamanlamasını ve denetimin etkinliğini sorguluyor. Halka arzlara izin verilmesinin denetim sorumluluğunu sona erdirmediğini, olağandışı fiyat hareketlerinin izlenmesi gerektiğini söylüyor.
Oyan, sorumluluğun yalnızca SPK ile sınırlı tutulamayacağını, Borsa İstanbul’un işleyişi ve siyasi sorumluluğun da incelenmesi gerektiğini savunuyor. Mevcut yaklaşımı ise şöyle eleştiriyor:
“Şimdi bütün mesele yatıştırma safhasında ve unutturma safhasında.”
Bolgün ise güvenin yeniden sağlanmasında tasfiye sürecinin işleyişini öne çıkarıyor:
“Finans piyasalarında güveni (parayı) kaybetmek 1 dakika, kazanmak yıllar almaktadır.”
Bolgün, tasfiyenin şeffaf yürütülmesinin, düzenli bilgilendirme yapılmasının ve işlemlerin adil biçimde gerçekleştirilmesinin gelecekteki yatırımcı davranışlarını etkileyeceğini belirtiyor.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, 8 Ekim’de A1 Capital, Bulls ve Pardus’a ait 17 fonda 43 bin yatırımcının parasının ilgili bankalara transfer edildiğini açıkladı.
Tera, Pusula, Atlas ve Hedef Portföy fonları için ise olağanüstü tasfiye kapsamında ayrı bir ara ödeme mekanizması öngörülüyor.
SPK’nın 30 Eylül’deki kararına göre mutabakatı tamamlanan yatırımcılara, net yatırım tutarları esas alınarak her fon için en fazla 1 milyon lira ödenecek. Bu tutar nihai tasfiye ödemesinden düşülecek.
AKP’nin hazırladığı kanun teklifiyle tasfiye ve ödeme sürecinin yasal çerçeveye kavuşturulması amaçlanıyor. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, 7 Ekim’de ödemelerde Hazine kaynağı kullanılmayacağını, yatırımcı haklarının fonların kendi kaynaklarından karşılanacağını açıkladı.
Oyan, yüksek tutarda yatırımı bulunanlar için ara ödemenin yetersiz kalabileceğini, tasfiye dışındaki fon ve hisselerde yaşanan kayıpların ise karşılanamayacağını belirtiyor.
Oyan’a göre mağduriyetlerin giderilmesinde temel kaynak, hukuka aykırı biçimde elde edildiği kanıtlanan kazançlar olmalı. Kamu kaynaklarının kullanılmasına karşı çıkan Oyan, haksız kazançların geri alınarak yatırımcılara aktarılmasını savunuyor.
SPK, tasfiye öncesinde fon katılma paylarını satarak fahiş kazanç elde edenlerin gönüllü iade yapabilmesi için hesaplar açtı. İadelerin ilgili fonların tasfiye varlıklarına eklenmesi öngörülüyor.
Adalet Bakanı Akın Gürlek, 9 Ekim’de soruşturma kapsamında 141 gerçek kişi ve 73 tüzel kişinin üç fondan toplam 187 milyar 653 milyon lira kazanç elde ettiğinin belirlendiğini açıkladı.
Gürlek bu tutarı haksız kazanç olarak nitelendirdi. Ancak soruşturma aşamasındaki bu tespit, kazançların hukuka aykırılığının kesinleştiği veya paranın geri alındığı anlamına gelmiyor.
Fonlardan çıkış şirketlerin borçlanmasını zorlaştırır mı?
Halka arzlar gecikebilir mi?
334 milyar liralık varlık neden önemli?
Fon krizinden kaç yatırımcı etkilenebilir?
Yabancı sermaye ve büyüme nasıl etkilenebilir?
Yatırımcı güveni nasıl yeniden sağlanacak?
Yatırımcıların kayıpları karşılanacak mı?