Fon tasfiyesinde uzayan belirsizliğin sermaye piyasalarındaki güveni aşındırması, özel sektör tahvillerine yönelik riskler, ABD ve Avrupa’da yükselen borçlanma maliyetleri, petrol ve rafineri ürünlerindeki arz sıkıntısı ile altın ve gümüşteki kritik seviyeler Şans Sohbetleri’nde değerlendirildi.
Fon tasfiye sürecinde bazı yatırımcıların ödemelerini alarak sistemden çıktığı ancak kalan yatırımcılar açısından belirsizliklerin sürdüğü belirtildi.
Ali Ağaoğlu, sürecin uzamasının doğrudan fonda parası bulunan yatırımcıların ötesine geçen bir güven sorununa dönüştüğünü söyledi. Özellikle sermaye piyasalarına duyulan güvenin her geçen gün daha fazla zarar gördüğünü ifade etti.
Ağaoğlu, çözümün mümkün olduğunca hızlı, adil ve yatırımcıların hakkaniyet duygusunu koruyacak şekilde oluşturulması gerektiğini vurguladı.
Fon krizinin bir sonraki etkisinin özel sektör tahvillerinde görülebileceğini belirten Ağaoğlu, sorunlu şirketler tarafından ihraç edilen tahvillerin yanı sıra fonlarda parası kalan ve ödeme yükümlülüğü bulunan şirketlerin de nakit sıkışıklığı yaşayabileceğine dikkat çekti.
Bu nedenle mevcut krizin yalnızca yatırım fonlarıyla sınırlı kalmayabileceğini, özel sektör borçlanma araçlarında da sorun oluşturabileceğini ifade etti.
Krizin hisse senetleri, BES ve diğer finansal araçlara yönelik yatırımcı davranışını da değiştirdiğini belirten Ağaoğlu, isminde “fon” bulunan yatırım araçlarına karşı dahi bir mesafe oluştuğunu söyledi.
Fonlarda parası kalan yatırımcıların nakit ihtiyacı nedeniyle otomobil ve konut gibi varlıklarını elden çıkarmaya çalışmasının farklı piyasalara da baskı yaratabileceği değerlendirildi.
Ağaoğlu, tasfiye süresinin uzamasının yalnızca doğrudan fon yatırımcılarında değil, fonlarla hiçbir ilişkisi olmayan kesimlerde de mağduriyet oluşturabileceğini söyledi.
Sürecin daha da uzaması halinde karşılıksız çek gibi reel ekonomiye yayılan yeni sorunların ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu.
Fon tasfiyesinin nasıl yapılması gerektiğine ilişkin değerlendirmede bulunan Ağaoğlu, yalnızca tasfiye tarihinde fonların içinde kalan yatırımcıların dikkate alınmasının yeterli olmayacağını savundu.
Sisteme daha önce girip yüksek kazançlarla çıkan yatırımcıların da incelenmesi gerektiğini belirten Ağaoğlu, fonlara giren ve çıkan para hareketlerinin başlangıç tarihine kadar geri götürülmesi gerektiğini söyledi.
Aksi halde yüksek kazançla sistemden erken çıkan büyük yatırımcıların hesaplamanın dışında kalacağını ve kalan havuzun yalnızca son yatırımcılar arasında paylaşılmasının hakkaniyet sorunu yaratabileceğini ifade etti.
Küresel piyasalarda teknoloji şirketlerinin birbirleriyle kurduğu finansman ve ortaklık ilişkileri de programın önemli başlıklarından biri oldu.
Ağaoğlu, büyük teknoloji şirketlerinin birbirlerine borç vermesi, ortak olması ve yüksek tutarlı siparişlerle birbirlerinin değerlemelerini desteklemesi nedeniyle sistemde döngüsel bir yapı oluştuğunu söyledi.
Bu yapının zamanla finansal risk yaratabileceğini belirten Ağaoğlu, ABD’deki büyük teknoloji şirketlerinde yaşanabilecek bir sorunun ölçek olarak çok daha büyük sonuçlara yol açabileceğine ilişkin endişesini dile getirdi.
ABD’de 10 yıllık tahvil faizlerinin yüzde 5’in üzerinde seyretmesine dikkat çeken Ağaoğlu, yalnızca kamu borçlanmasının değil büyük teknoloji şirketlerinin yoğun finansman ihtiyacının da tahvil piyasası üzerindeki baskıyı artırdığını belirtti.
Fransa ve Almanya tahvil faizleri arasındaki farkın açılmasını Avrupa açısından ayrı bir risk olarak değerlendiren Ağaoğlu, küresel kamu borcunun giderek daha önemli bir sorun haline geldiğini söyledi.
Önümüzdeki dönemde tahvil piyasasında bazı “kırılmaların” görülebileceğini öngören Ağaoğlu, bunun zamanlamasının ise kestirilmesinin güç olduğunu ifade etti.
Enerji piyasalarında yalnızca ham petrol fiyatına bakmanın yanıltıcı olabileceğini belirten Ağaoğlu, sorunun büyük bölümünün taşımacılık ve rafineri kapasitesinde yoğunlaştığını söyledi.
Petrol sektöründeki “upstream”, “midstream” ve “downstream” ayrımına dikkat çeken Ağaoğlu, petrolün çıkarılmasından çok taşınması ve rafine edilmesi aşamalarında ciddi maliyet artışları yaşandığını belirtti.
Büyük petrol tankerlerinin günlük kiralarının geçmişte 50-100 bin dolar seviyelerinde seyrederken 1,2 milyon dolara kadar yükseldiğini, tanker kaptanlarının ücretlerinde de sert artışlar görüldüğünü aktardı.
Ağaoğlu, Brent petrolde finansal piyasalardaki fiyatın yaklaşık 105 dolar civarında olmasına rağmen fiziki piyasada petrolün 125-140 dolar aralığında işlem gördüğünü söyledi.
Dizel eşleniğinin 200 dolar, benzinin ise 150-160 dolar seviyelerine ulaştığını belirten Ağaoğlu, rafineri marjlarının 65-70 dolara kadar yükseldiğini ifade etti.
Rus rafinerilerine yönelik saldırılar, Çin ve Rusya’daki ihracat kısıtlamaları ve Körfez’deki üretim sorunlarının rafine ürün arzını ciddi biçimde zorladığını söyledi.
Petrol piyasasında normalleşmenin kısa vadede kolay görünmediğini belirten Ağaoğlu, taşımacılık, boru hatları ve rafineri kapasitesindeki sorunların devam etmesi halinde arz fazlasının yeniden oluştuğu rahat bir döneme geçişin 1-1,5 yılı bulabileceğini söyledi.
Orta Doğu’da yeni ve büyük bir askeri tırmanmanın ise petrol fiyatlarında çok daha sert hareketlere yol açabileceği değerlendirmesinde bulundu.
Değerli metalleri de değerlendiren Ağaoğlu, gümüşün altına göre daha zayıf bir görünüm sergilediğini söyledi.
Gümüşte 59,50 dolar seviyesinin kritik olduğunu belirten Ağaoğlu, bu seviyenin altında özellikle haftalık kapanış görülmesi halinde 55,60 dolara doğru geri çekilme ihtimalinin güçlenebileceğini ifade etti.
Altında ise kısa vadede 3 bin 950 doların altına gerileme ihtimalini düşük gördüğünü, buna karşılık 4 bin 335-4 bin 350 dolar üzerindeki hareketin de şimdilik zor olduğunu söyledi.
Programda Brezilya, İsrail ve ABD’deki seçimlerin küresel ekonomi ve jeopolitik dengeler üzerindeki etkileri de değerlendirildi.
Ağaoğlu, farklı ülkelerde daha korumacı ve sert siyasi hareketlerin güç kazanmasının küresel ticaret, savunma harcamaları ve jeopolitik riskler açısından yeni bir döneme işaret edebileceğini söyledi.
Dünyada daha içe kapanmacı ekonomik politikaların ve artan savunma harcamalarının öne çıktığı bir yapıya gidildiği değerlendirmesinde bulundu.