TÜRKONFED tarafından Elazığ’da düzenlenen 27. İş Dünyası Zirvesi’nde konuşan TÜSİAD Başkanı Ozan Diren, dünya ekonomisinde ticaretin kurallarının değiştiğini, tedarik zincirlerinin yeniden kurulduğunu söylerken, ülkeler ve şirketlerin yalnızca en ucuz tedarikçiyi değil, en güvenilir ve en dayanıklı ortağı aradığını söyledi. Türkiye’nin de bu döneme güçlü üretim tabanı, esnek üretim kabiliyeti, girişimci iş kültürü ve Avrupa değer zinciriyle kurduğu derin bağlarla girdiğini belirten Diren, “Elbette ki bu potansiyelin kendiliğinden rekabet üstünlüğüne dönüşmediğini biliyoruz. Bunun için doğru teşhis, ortak yön ve güçlü uygulama kapasitesiyle kalıcı belirsizlik çağında dayanıklılığımızı artırmak gerekiyor” dedi.
“Son üç yıldır makroekonomik dengelenme ve istikrar arayışındayız” diyen Diren, “Enflasyonla mücadele bu çerçevenin vazgeçilmezi. Ancak kalıcı başarı için para ve maliye politikalarının yanında reform ve sanayi politikası ayağını da tamamlamalıyız. Talep koşulları dengelenirken orta vadede üretim kapasitesini, verimliliği ve teknolojik etkinliği artırmak zorundayız. Sanayimizin kayıtlı istihdamını ve ihracatımızın nefes alanını genişletmeliyiz” ifadelerini kullandı.TÜSİAD Maliyet Bazlı Rekabet Endeksi’nin son yayınlanan verilerinin de bu ihtiyacın altını çizdiğine işaret eden Diren, “2024’ün ikinci çeyreğinde maliyet bazlı rekabet gücümüz bir önceki çeyreğe göre yüzde 1,3; geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,9 geriledi. Son iki yılda gıda, kimyasal ürünler, kauçuk ve plastik gibi sektörler ortalamadan daha yüksek bir rekabet gücü kaybına uğradı. Ana metal, fabrikasyon metal, elektrikli teçhizat ve motorlu kara taşıtları gibi sektörlerdeki rekabet kaybı ise diğer sektörlere göre sınırlı. Son 5 yıllık süreçte tüm sektörler ciddi bir rekabet gücü kaybı ile karşı karşıya. Bu tablo, rekabetçiliğin yalnızca kurdan ve faizden ibaret olmadığını gösteriyor. Elbette teknoloji, inovasyon, enerji verimliliği, sürdürülebilirlik ve nitelikli istihdam da rekabetçiliğin asli unsurlarıdır. Ama maliyetler kalıcı biçimde bozulduğunda şirketlerin bu alanlara yatırım yapma gücü de zayıflar” diye konuştu. Dezenflasyon hedefini korurken üretici, ihracat ve dönüşüm yatırımları için hedefli, seçici, şeffaf ve ölçülebilir finansman imkanları oluşturulması gerektiğini vurgulayan Diren, desteklerin başarısını da kullandırılan kaynakla değil; verimlilik, ihracat, teknoloji, enerji tasarrufu ve nitelikli istihdam üzerindeki etkisiyle ölçmek gerektiğini savundu.
Küresel ekonomide jeopolitik, teknolojik ve maliyet esaslı baskıların da giderek arttığını hatırlatan Diren, “Sanayimizde uzun vadeli dayanıklılık için kamunun liderliğinde ve iş dünyası paydaşlarının iş birliğiyle 10-15 yıllık bir sanayi stratejisi planlamalıyız. Hangi pazarlarda derinleşeceğiz, hangi teknolojilerde yetkinlik oluşturacağız, hangi sektörlerde ve hangi bölgelerde ölçek büyüteceğiz; bunları netleştirmeliyiz” ifadelerini kullandı. Dayanıklılığın bir diğer boyutunun, değişen küresel ekonomik düzende Türkiye’nin konumunu korumak ve güçlendirmek olduğunu anlatan Diren, sözlerini şöyle sürdürdü: “Avrupa Birliği’nde yeni sanayi politikaları ve ticaret düzenlemeleri, başta Sanayi Hızlandırıcı Yasası olmak üzere, rekabet koşullarımızı doğrudan etkileyecek. AB’nin üçüncü ülkelerle genişleyen serbest ticaret anlaşmaları da bu tabloyu şekillendiriyor. Bu süreçte Türkiye, Gümrük Birliği ve Avrupa üretim ağlarıyla kurduğu derin entegrasyon doğrultusunda, yeni Avrupa sanayi mimarisinin doğal bir parçası olarak görülmeli.”
Konuşmasında ‘Terörsüz Türkiye’ sürecine de değinen TÜSİAD Başkanı, “Ülkemizde terörün sona ermesi ve huzurun kalıcı tesisi her şeyden önce bölgede gençlerin gelecek umudunu artırır. Demokratik kurumlar ve hukukun üstünlüğü, ekonomik koşullarda iyileşme ve gelir adaleti, dengeli bölgesel kalkınma, eğitim, sağlık ve temiz bir çevre gibi unsurlar toplumsal güveni ve dayanıklılığı yükseltir. Sona eren terörün ardından temennimiz; demokratik ve ekonomik kalkınmayı hızlandıracak kapsamlı bir reform gündeminin hayata geçmesi ve bölgede yatırım ortamının güçlenmesidir” şeklinde konuştu.
Bugün ekonomik programın başarısını ölçmekte, enflasyonun kalıcı biçimde düşmesine bakmanın çok önemli olduğunu vurgulayan Diren, “Ama bunun yanında sanayinin nabzı kaçta atıyor, üreticinin yatırım iştahı ne durumda, gençlerimiz geleceğin üretiminde kendilerine nasıl bir yer görüyor, ihracatçımız küresel pazarda hangi katma değerle rekabet ediyor; bu soruların cevapları da en az makro göstergeler kadar önemlidir” diyerek sözlerini tamamladı.
Enflasyonla mücadele vazgeçilmez, ancak…
Türkiye’nin konumunu güçlendirmeliyiz
‘Kapsamlı bir reform gündemi’ vurgusu